I am not Alone

4 Haziran 2010 Cuma

You take your girl
And multiply her by four
Now a whole lot of woman
Needs a whole lot more


Şimdi Mika ile sahneye çıktım ya, hemen tepkiler geldi ardından. Bilmeyenler için araya dipnot, Mika'nın seyirciler arasından yaklaşık 10 kızı ilginç kostümlerle sahneye çıkartıp dansettirme gibi bir huyu var ben de onlardan biri oldum işte... İyi tepkileri geçiyorum hemen, hepsi aşırı mutlu etti beni ama onlarla bir blog yazısı olmuyor nedense, ancak egom tatmin oluyor. Gelelim kötü tepkilere...

"Kızım ne işin var sahnede o kıyafetle, her tarafın açık, neyine güvendin de çıktın?" İşte bu uzun soruya bir ekleyin, iki çıkarın varyasyonlarını bulun. İşte bir de bunu hani ben senin arkadaşınım senin iyiliğini düşünüyorum, senin için en iyisini ben bilirim adı altında yapıyorlar ya, o zaman şalterler atıyor bende. Normalde insanlarla pek birebir münakaşaya girmem, direkt çeker giderim ama bu sefer hepsine teker teker haddini bildirmeyi ben "arkadaşlık" görevi olarak gördüm.

Ama o kızgınlıkla aslında bir cevap vermeyi unutmuşum onlara. Neyime güvenim çıktım? Açıkçası hiç bir şeyime. Sahne arkasında görseniz benimle aynı kıyafeti giyen 5 hatun, panik halinde birbirimizi rahatlatmaya çalışıyorduk. Gerçi aslında bu soruyu soranlar, vücuduma gönderme yapıyorlar ama, dur onu da cevaplayalım. Evet şişmanım, yani? Şu ana kadar bu bana ne kadar ve hangi konuda engel oldu bu? Hani kendi teninde rahat etmek diye bir deyim vardır ya, hiç bir zaman anlayamayacağım iki kilo göbeği var diye dışarı çıkmayı reddeden, fotoğraflarda her tarafını gizlemeye çalışan hatunları.

Hadi devam soruların cevaplarına... Aslında tek bir cevabım kaldı. Eğer yapmasaydım, pişman olacaktım. Önünüze gelen kaç fırsatı reddediyorsunuz? Ben hiç birini reddetmemeye çalışıyorum en azından bilinçli olarak. Sırf daha sonra pişmanlığını yaşamamak için. Ayrıca, gerçi daha yaşlanmadığım için şahsen bilemeyeceğim ama görenler bilenler demiş ki, yaşlanınca yaptıkların değil yapmadıkların için pişmanlık duyacaksın diye.

Son bir soruya cevap... "Nasıl yaptın ya? Ben olsam asla yapamazdım." En kötü ne olabilir diye düşün. En kötüye kendini alıştır. Zaten en kötüyü halledebiliyorsan yapmanın önünde başka engel kalmadı. En kötü ne olabilir ki, düşüncesiyle yapamayacakların o kadar sınırlı ki~!

İşte bir de fotoğraf koyuyorum, gittim bir de utanmadan Mika'ya sarılarak poz verdim~!


2 Haziran 2010 Çarşamba

Yaş

Şimdi ortalama insan ömrü gittikçe kısalıyor değil mi? Peki, eskiden insanlar daha erken hayata atılıyorlardı bu da bir gerçek. Mesela 20 yaşlarında evlenmek normal bir şeydi. Yani hayatlarının kontrolunu daha erken ellerine alıyorlardı. Şimdi bir de bize bakalım. 20 yaşındayım, hala okuldayım. En azından bir 3 sene daha üniversite bir de üstüne MBA durumları var. Mezun olma yaşım oldu mu 25. Daha bunun adam akıllı iş sahibi olma sıkıntısı ile geçicek bir süre var. İnsan ömrü de kısalıyor demiştik. Bu durumda bizim adamakıllı yaşayacak daha az vaktimiz mi var?

Üzücü.

PS: Başlık yazmaktan nefret ediyorum sanırım.

28 Mayıs 2010 Cuma

How i met the prettiest guy in the world~!

Bugün hayatımda gördüğüm en "güzel" erkekle tanıştım. Kendisi şu an bu yazıyı okumasa bile eminim okumasını sağlayacağım bir şekilde. Şimdi olayı anlatmaya geldi sıra.

Yeni hevesim, fotoğrafçılık ya, öyle bugün de aldım elime kamerayı aşkımın resimlerini çekmeye gittim. Ama İstiklal işte, aşkım diyorum kendisine, buna rağmen acımıyor halime. Nerde bulduysa yolladı 5 tane apaçiyi yanıma. Onların fotoğrafını çekicekmişim. Neyime güvendim bilemedim ama diklendim çocuklara. Tam olaylar kötüye gidiyordu ki, yani içlerinden biri bileğimi morartmak ile meşgulken, omzumda bir el hissettim.

"-Çok bekledin mi?"

Daha sonra beni yanlarına alarak götürüvediler oradan. Kim mi? Ben de bilmiyorum. Öyle karışık bir arkadaş grubu halime acımışlar, yardım etmeye karar vermişler. Tam ben kedi gibi sıranaşıp en masum ve cici halimle teşekkürlerimi sunuyordum ki, çocuklardan birine gözüm takıldı. Resmen erkek kılığına girmiş bir tanrıça. Çocuk zaten benden güzel orası kesin de, tanıdığım bir çok kızdan da daha güzel. Bir de sarışın, bir de uzun saçlı. Hande'de akıl kalır mı? Koro halinde cevabı duyalım: Tabiki hayır~!

Sen git çocuğa elbise giyse ne kadar güzel olacağını söyle. Bir an bir sessizlik ve ardından gelen bir kahkaha seli. Sevgili Ümit, en azından şakadan anlıyormuş da kızmadı. Peki sonra ne yaptım, gittim telefonunu istedim çocuğun. Önce facebook'tan eklemek istedim ama facebook ile arası iyi değilmiş pek. Ehh telefon da yeterli olur diyerek numara değiş tokuşu yaptık.

Bana numarasını almış olmak yetecekti. Beklentim falan yoktu. Ama sonra bir mesaj geldi. "Nasıl eve sağ salim varabildin mi?" Ayağıma gelen fırsatı reddetmek doğamda yok. Başladık mesajlaşmaya. Sonu hayırlı olsun.

PS: Çocuk güzeldi ama şimdi..
PS2: Şimdi buraya bir iki fotoğraf eklemek vardı ama çok tembelim.

18 Mayıs 2010 Salı

Ayna Karşısında Bir Kedi~!

Çok soruldu bana: Nasıl siliyorsun insanları hayatından bu kadar kolay?

Verebileceğim düzgün bir cevabım olmadı hiç. Öncelikle o kadar kolay olmuyordu, her seferinde geride bir parçamı bıraktım büyük ya da küçük. Sonra devam ettim yoluma. Eksik bir parçanın acısıyla devam edebilmek, peki nasıl devam edebilmişim?

Cevabı sanırım bencilliğimde yatıyor bir de aslında korkaklığımda. Aslında insanlardan kaçmıyorum ben, insanları terketmiyorum. En azından amacım onları terketmek değil. Bıraktığım her bir insan, bana bir şekilde bilerek/bilmeyerek bir acı vermiş. Ben o acının tekrarlanma ihtimalinden kaçıyorum. O kadar korkağım ki aslında sadece bir ihtimal yüzünden insanları arkamda bırakıyorum. Çünkü kendimi daha çok seviyorum başkalarından.

Rasyonel bir karar değil aslında, tamamen duygusal bir seçim. Sadece "normal" değil ki, zaten en son ne zaman "normal" sınırları içerisinde yer alabildiğimi ancak bir yerlerde hayatımı uzaktan izleyen cüceler bilebilir.

Peki bu yazının amacı neydi? Hep başkalarınını yazdım buralarda, birazda kendi çarpıklığımı garipliğimi yansıtmak istedim. Biliyorum ki, yanlız değilim insanları arkada bırakma konusunda. Ben yarı bilinçli bir şekilde devam ediyordum bu davranışıma belki bir çok kişi ise tamamen bilinçsiz bir şekilde aynısını yapıyorlar. Artık adını, sebebini koyup bilinçlendiğime göre sorumluluğunu alma zamanı. Boş boş üzülmemeliyim kısmet diyip olayların arkasından.

Cücelerden bahsetmişken sevgili romanımı yazmaya başladım en sonunda. Bakalım sonu gelebilecek mi bir gün? Sorun kafamda birmiş olması romanın ama yazıya dökerken, yeterince kelime yok, çizerken yeterince çizgi/renk yok. Ama müzikler var en azından.

7 Mayıs 2010 Cuma

Peter Pan~!


Pictures framing up the past
Your taunting smirk behind the glass
This museum full of ash
Once a tickle, now a rash

This used to be a Funhouse
But now it's full of evil clowns
It's time to start the countdown
I'm gonna burn it down

9, 8, 7, 6, 5, 4, 3, 2, 1, fun
...
Çok sinir bozucu bir durum. Sinirli olsam şu an, sayfalarca yazı yazabilmiştim bir seferde. Ama yok şu an yazmak istememe, yazacak bir şeylerim olmasına rağmen doğru kelimeleri doğru sırada bir araya getiremiyorum.

Econ çalışmam lazım, CS çalışmam lazım. Ama hepsi o kadar uzak geliyorlar ki artık. Sanki hiç bir alakam yokmuş gibi. Çalışmamazlık yapmak istemiyorum, sonradan o iğrenç vicdan azabını çekmek istemediğim için ama kendimi çalışmaya da zorlayamıyorum bir türlü. Aslında bilgisayarın başından bir kalkabilsem diye başlayan cümleler kuruyorum boşa. Olmadı uykum geliyor, olmadı karnım acıkıyor. Maksat ders çalışmayı ertelemek.

Zaten odada bir ölüm havası var. İyice insanın içini boğuyor. Dışarı çıkasım geliyor iyice, Taksim'e doğru mesela. Şimdi her yer cıvıl cıvıl insan doludur mesela. Kaybolmak istiyorum o insan kalabalığında, sadece bir diğer kafa olmak kuş bakışı fotoğraflarda. Ama onun yerine, ıssız ve kötü kokulu okulumdayım.

Yanlış anlaşılmasın, aslında pek severim kendilerini. Sadece şu zamanlar pek hoşlaşmıyoruz kendisiyle. Biraz fazla soğuk geliyor, fazla kibirli, burnu büyük. Üstüne üstlük bir de çirkin. O da dokunuyor aslında sinirime çevremdeki birçok insanın dokunduğu gibi şu sıralar. Herkes bir öğüt verme savaşı içinde birbirine. Sordunuz, söyledim sorunun ne olduğunu sırf gerçekten ilgilendiğinizi bildiğim için, yoksa sallamadım bile ama demek değil ki, sizden öğüdünüzü istedim.

Bak yine milleti eleştirmeye başladım. O da benim kendi ukalalığım, burnu büyüklüğüm.

Peter Pan ile kimliklerimizi değiştirim Alice'in maceralarını Orta Dünya'ya taşıyarak yaşamam mümkün mü acaba? Japon amcalara güvensem yaparlar mı dersiniz? Peki dünya Red Queen tarafından yönetilse nasıl olurdu? Uzun zamandır hissetmediğim bir duyguyu hissediyorum şu an... Sınırsız hayal gücümün sonsuz hazzı...

"...Imagination goes wild~!.."

Büyümedim hala, yetişkin bedeninde, yetişkin kişiliği tarafından köseye sıkıştırılmış bir çocuk ruhuyum. Dünya'dan korkuyorum ama Dünya'da benden korksun, hala o çocuksu öz güvene sahibim. Olmadı Elflerime söylerim onlar döver sizi.

Sonuç olarak, yazının ana fikri? Oda neymiş diye sorarım. Saçmaladım işte onlarca, bence içimi döktüm. Sizce?

25 Nisan 2010 Pazar

Family Portrait~!

bir aslan miyav dedi
minik fare kükredi
fareden korktu kedi
kedi pırr... uçuverd
.....
Blog'u alma amacım ile şimdiki kullanma amacım o kadar farklı ki. Keşke hep ilk bir kaç yazı gibi devam edebilseydi. Ama sevgili yazma isteğim, ancak ve ancak sinirli ya da üzgün olduğum anlarda geliyor anlaşılan.

Bu aslından hayatımın bir dönemine ve iki insana veda mektubum gibi bir yazı olacak. Keşke başka türlü sonuçlansaydı olaylar.

Sevgili Daddy'im, zaten yavaş yavaş kopup gittin hayatımdan. Öyle farkettirmeden çektin kendini geriye. Ben farketseydim keşke durumun ne kadar ciddi olduğunu da, daha önceden bir önlem alabilseydim, en azından olayları sindirebilecek zamanım olurdu. Keşke çaba gösterseydin birazcık daha... Kızın olarak değmez miydim uğraşmaya? Olayların şu anki durumu yeterince cevap oldu sanırım. Ama keşke, bir kez olsun olayları akışına bırakmayıp bir şeyler yapsan sevgili Daddy'im... Bu da son Daddy deyişlerim olsun sana...

Daddy varsa bir de Mommy vardır elbette. Kocaman mutlu bir aileydik bir zamanlar. Çok eskide değil aslında, ama çok yıprandık, çok antik geliyor mutlu olduğumuz zamanlar. Sana kızgınım Mommy, hep haklı çıkarmaya çalıştım seni, hep en çok seni sevdim, hep en önce seni düşündüm. Beni sürekli hayal kırıklığına uğrattığın için kızgınım sana Mommy. Daddy'i aldığın için benden, kırgınım sana. Beni yalnız bıraktığın için üzgünüm. Ben seni çok yalnız bırakmış olabilirim, çok kırmış olabilirim, ama Mommy, sen hiç bana güvenmeyi denemedin ki, hep başkalarını soktun aramıza. Hep bir duvar ördün. Hep başkalarının yardımına güvendin, hep başkalarından yardım istedin. Sonunda ne kendine yardım edebildin, ne bana; ne de benim sana yardım etmeme izin verdin.

Suçlusun Mommy. Kesinlikle söyleyebileceğim tek şey bu. Sana bir çok son şans verdim, değerlendirmedin hiçbirini. Hatta değerlerini bilemedim. Dedim sana Mommy, ben her zaman olmayabilirim yanında eğer böyle davranırsan, değiştirmedin hiç bir şeyi iyi yönde. Aksine sürekli biraz daha sıkıntı biraz daha sıkıntı.

Kusura bakma Mommy, kaçmam lazım. Eskiden olsa Daddy'e sığınırdım, onu aldın elimden. Artık ikinizden de kaçıyorum. Ne Mommy ne Daddy yoksunuz artık.

Açık kapı bırakamıyorum size, çok bıraktım daha önce, artık örümcek ağları var üstlerinde. Ama hala isterseniz minicik bir aralık var geçebileceğiniz, sizin kararınız kullanıp kullanmamak. Ama lütfen zarar vermeyin bana daha fazla. Umarım en azından o kadarcık sevgi kalmıştır içinizde bana karşı.

Ben hatalı olabilirim, ama hatam Daddy'yi ve Mommy'yi sevmek değildi. En azından bundan eminim.

22 Nisan 2010 Perşembe

Kedi

Kedi ruhluyumdur. Ben böyle dedikçe, etrafımdakiler iyice kedi demeye başladılar. Ben de, sevgi arsızı biri olup çıktım işte. Ama gel gör ki, gelemem dışlandığım ortamlara, sevilmediğimi hissettiğim yerlere. Kalkar giderim ama koşmadan.

Yaklaşık bir 10 dakika önce, hani her zaman güvenle sığınabileceğimi düşündüğüm bir limanımı kaybettim. Elimde tutma şansı verildi bana sağolsun(!), ama dedim ya bu kedi bi garip. Hissetti artık o limanın huzurunun geçmişte kaldığını... Hissetti artık limanın kapılarının ona kapalı olduğunu... Ve güle güle dedi limana kedicik içinden göz yaşları içinde.

Bu kadar mı kötü bir canlı kedicik? Çevresindeki insanlar bir bir uzaklaşıyorlar. Yapabildiği sadece izlemek, hatta bazen çıkmalarına yardımcı olmak, bazen de hayatından zorla çıkartılmalarına izin vermek.

Bencil bir kedi aslında bu. Düşünmez pek çevresindekileri. Bir kaç kişi hariç. Zaten hep onlar yaralarlar bu kediyi, Darbe üstüne darbe indirerek yere yıkarlar kediyi. İşin ilginç yanı kedi artık kalkamıyor yerden, ama daha kimse farkına bile varmadı. Kedi bencil ama etrafındakiler ondan bencil.

Üzgün kedi, sığıncak bir ev arıyo kendine. Huzurlu sandığı evinde huzur yok çünkü. Ordaki insanlar gerçekten sevmiyorlar onu. Ve merak ediyor kedi, kim beni gerçekten seviyor? Sözler anlamsız, hareketler anlamsız. Peki düşünsene sevgili kedi, ya seni gerçekten seviyorlarsa? Bir kez daha güvenir kedi. Bir kez daha yaralarını onarıp ayağa kalkmaya çalışır.

Bu defa da başarılı olabilecek sanırım kedi. Peki kaç defa daha? 9 candan kaçı gitti kaçı kaldı acaba?

Belki de kaçmalı kedi, çevresini değiştirmeli. Kendine yeni yuvalar bulmalı. Ya kimse kabul etmezse kediyi?

Yalnızlık daha kötü olamazki şimdiki durumdan... Umut ışığı yanar o zaman kedinin gözlerinde, aynı zamanda kalbinde bir acı hisseder. Biraz daha taşlaşmıştır kalbi, o ağırlık yapmaktadır kediye. Fazla umursamaz kedi, çünkü, yeni maceralar onu beklemektedir. Ama önce eskiyle yüzleşip, kötü kalpli kurdu defetmesi gerekiyor bu kedinin.

Not: 2 saat düşündüm yayınlasam mı yayınlamasam mı diye... Daha ne kadar kötüye gidebilir ki işler?

Gitmeden bunlara da bir bak