I am not Alone

Procrastination as a Life Style etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Procrastination as a Life Style etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2011 Pazartesi

Bloody Valentine


Lyrics:

We were both young when I first saw you
I close my eyes
And the flashback starts
I'm standing there
On a balcony in summer air

See the lights
See the party, the ball gowns
I see you make your way through the crowd
And say hello, little did I know

That you were Romeo, you were throwing pebbles
And my daddy said stay away from Juliet
And I was crying on the staircase
Begging you please don't go, and I said

Romeo take me somewhere we can be alone
I'll be waiting all there's left to do is run
You'll be the prince and I'll be the princess
It's a love story baby just say yes

So I sneak out to the garden to see you
We keep quiet 'cause we're dead if they knew
So close your eyes
Escape this town for a little while

'Cause you were Romeo, I was a scarlet letter
And my daddy said stay away from Juliet
But you were everything to me
I was begging you please don't go and I said

Romeo take me somewhere we can be alone
[| From: http://www.elyrics.net/read/t/taylor-swift-lyrics/love-story-lyrics.html |]
I'll be waiting all there's left to do is run
You'll be the prince and I'll be the princess
It's a love story baby just say yes

Romeo save me, they try to tell me how to feel
This love is difficult, but it's real
Don't be afraid, we'll make it out of this mess
It's a love story baby just say yes
Oh oh

I got tired of waiting
Wondering if you were ever coming around
My faith in you is fading
When I met you on the outskirts of town, and I said

Romeo save me I've been feeling so alone
I keep waiting for you but you never come
Is this in my head? I don't know what to think
He knelt to the ground and pulled out a ring

And said, marry me Juliet
You'll never have to be alone
I love you and that's all I really know
I talked to your dad, go pick out a white dress
It's a love story baby just say yes

Oh, oh, oh, oh
'Cause we were both young when I first saw you
Şimdi durun iki dakika tahmin edin yazının konusunu. Saat itibariyle 14 Şubat zaten.

Öyle, pembe panjurlu evim olsun kızlarımdan değilim zaten anlamışsınızdır. Hiç evlenmem kızlarından da değilim, hatta zengin bir koca bulup evleneyim.


Ama 14 Şubat. Gerçekten nefretlik. Güne kastım yok. Kapitalizm falan filan. 

Benim derdim 14 Şubat yüzünden delirenlerle. Delirenler de çeşit çeşit. İşte her 14 Şubat gününü dünyanın en önemli günü sanan vıcık vıcık sevgili çiftleri var mesela. Sonra sevgilisi olmadığı için ağlayanlar var. Bunlar aslında eğlendiriyorlar beni, acınası sevgili bulma telaşlarıyla. Sonra bir de, bunlardan nefret eden ve bilmem kaç haftasını onlara nefret kusarak geçirenler var. 

Hepsi komik aslında. 

Benim sevmediğim nokta, günün anlam ve öneminden yararlanarak görüntü kirliliği yaratan çiftler. 

Bir de, söylemesi ayıp, akşam Jay-Jay Johanson konserinde olacağız. Korkuyorum her yerde saçma sapan çiftler olacak diye. Ben orada QAF sahnelerini gözümde canlandırırken, millet önümde yiyişmesin. Derdim tamamen estetik kaygısı. Güzel öpüşün ya da hiç öpüşmeyin, lan!

Derdimi söyledim, şimdi gidebilirim. 

Love, 
Kırmızışın



16 Ocak 2011 Pazar

Kıskanmak... Kıskanmak...

Dün bunları gördüm. Kıskançlıktan çatlıyorum şu an. Çin ekonomisi çalışmam gerekirken, bunları sizinle paylaşmamın nedeni ne onun için de en sondaki video'yu izleyiniz.



Photoshop'ta fotoğrafları siyah-beyaz yapıp, üstüne çizim efekti benzeri şeyler yapsam bu kadar olmaz. Çizerin diğer eserlerine bakmak isterseniz : [Link]



Ve şimdi de, hepimizin tanışık olduğu bir konsept üzerine hazırlanmış güzel bir video: 

9 Ocak 2011 Pazar

Rainbow Cake



Makyaj yazısı, ardından şimdiki yazı. İçimde aslında cici bir kız saklıyorum ben. Sevgili femida, süper bir rainbow pastasının resmini paylaşmış. Ben de tarifini yazayım.


Öncelikle en sevdiğiniz kek tarifini alın yanınıza. Malzemeleri iki ile çarpın. Evet, kocaman bir pasta olacak bu. Karıştırmaya başlayın. Şimdi elinizde kocaman pişmemiş kek hamuru ve gıda boyalarınız var.

Kullanacağınız kek kalıbı önemli. Güzel, yuvarlak bir kap bulun. Şimdi elinizdeki o kocaman hamurun yaklaşık 1/6'sını kabınıza boşaltın. Sonra gıda boyalarınızdan birini alın. (Mor, turuncu ve yeşil yoksa karıştırarak yapın. ) Her neyse, pişme kabındaki keki renklendirin ve atın fırına. Fazla pişmesine gerek yok. Konrol etmek için batırdığınız bıçak pürüzsüz çıkana kadar pişirin yeter.

Tamam çıkarın fırından kabı. Keki de kaptan alın, ve soğumaya bırakın. Kabınızı temizleyin ve bütün renkleri tek tek pişirin.

Şimdi elinizde 6 tane ince yuvarlak ve rengarenk kekler var. Onlar soğurken, bir yerde bol bol krem şanti hazırlayın.

En alta mor keki koyun. Üstüne krem şanti. Mavi kek. Krem şanti. Evet, bence de anladınız.

Şimdi elinizde apartman gibi bir şey var ya, onun üstünü de krem şanti ile güzelce kaplayın. Ve doğruca buzdolabına.

Soğuduktan sonra rainbow kekiniz/pastanız hazır.

PS: Resimdeki gibi bir şey beklemeyin, elde edeceğiniz şey daha, umm, dağınık olacak kesinlikle. 

19 Aralık 2010 Pazar

Tumblr

Twitter, formspring, blog yetmedi bir de Tumblr neymiş ona göz atayım dedim. Gerçi benim için orası sadece fotoğraf paylaştığım bir yer olacak sanırım. Arada bir, bir kaç müzik o kadar.

Tumblr'ı olanlar isterlerse yorum olarak yazsınlar adreslerini (If you show me yours, i will show you mine.)

Benimki: [Click]

PS: I definitely have anger management issues. Good thing is i do not possess powers to destroy the world in one strike. 

10 Kasım 2010 Çarşamba

Canımın sıkılmasından sıkıldım

SIKILDIM!


Ölümüne sıkılmak nedir bilir misiniz? Şu an biri ortaya dünyanın en saçma planını atabilir ve ben o plana dahil olabilirim.

Meşgul tutsun diye dizi izliyorum, o da bir yere kadar.

Twitter, facebook... İkisini de abartana kadar 'spam'layasım var, millete yazık. Bir de herkesler ders çalışıyorlar ya kızıyorlar sonra benim ders çalışmama gerek yok diye.

Sıkılmaktan sıkıldım.

Hani bildiğin yeter! Finitto! Over!

Bu saatte aktivite uyduramayacağıma göre kafamdan, uyumaya gidiyorum ben. Alice in Wonderland falan okurum moralim düzelir.

PS: Emo bir arkadaşım olsaydı diyorum keşke, fotoğrafını çekesim var.


Kırmızışın'dan not: İşiniz gücünüz yok bir tek bu yazıyı mı okuyorsunuz ya? Neden bu yazı sürekli sağda? Ayıp lan. Hadi kaçtım ben yine. 

22 Ekim 2010 Cuma

tak tiki tak tiki tak tiki tiki tiki tak

Zaman göreceli bir kavram. En azından algılayaşımız onu.

Hani bazen derste 50dk geçsin diye, başlıyorum saymaya 1'den 3000'e kadar yolu var nasılsa. Hadi diyelim ders bitti. Ama sözü bitmiyor ya hocanın. İşte o uzayan 2-3dk ölüm gibi resmen. Her dakika 1 sene gibi.

Kendimi kandırıyorum resmen saate bakmamak için. İçimden 60'a kadar sayıyorum öyle bakıyorum ki, en azından 1 dakika daha geçmiş olsun.

Mesela kalmış 14 dakika dersin bitmesine. Kendimi 16 dakika kalmış gibi ayarlıyorum ki, erken bitti diye sevineyim.

Zaman geçmeyen yerlerden bir diğeri kuaförler. Zaten şam şeytanı gibi oturuyorum orada. Saçlarda garip pembe bir madde. Adam da kalkmış flört etmeye çalışıyor. Ben de yüzümde zoraki bir gülümseme, dakika sayıyorum yine.

Ama yok, dışarı çıkmama 1 saat kala hazırlanmaya başlıyayım kesin geç kalırım. Çünkü zaman gereğinden fazla hızlı geçer.

Biri bana istediğim herhangi bir süper gücü verse kesin zamanı kontrol etme yeteneğini isterdim. Bak yazıyorum buraya, işte o zaman dünyayı kesinlikle ele geçirebilirdim.

18 Ekim 2010 Pazartesi

Lets Do It Blind~!

Bazılarına ilham ya kaçarken ya sıçarken gelirmiş. Yok bana anca yatağa yatınca geliyor. Kafamı koyduğumanda düşünceler uçuşmaya başlıyor oradan buradan.

Konu ne bu sefer: "Blind Date" ve benzerleri.

Oldum olası kıl olduğum bir olaydır bu aslında. Karşındaki hakkında bir bok bilmezsin. Elinde olan azıcık bilgiye göre kendini hazırlarsın. Alakasız bir insanla karşılaşırsın. Hele mesela Suluelma'mım bana insan ayarlamasına izin versem bir, gelen tipler nasıl bir beklentiyle gelecekler ondan korkuyorum mesela.

Pek öyle Tiky gibi gelmiyor sesim değil mi oralara? Tamam bir adet alışverişkoliğim ama yoktur aram Tiky kavramıyla.

Herneyse tipintoşun teki git bana yüzyılın Tiky'si ile buluşma ayarla. Adam bildiğin eşofmanını çıkarmayan tiplerden. Ne alaka lan?!

Aslında diyeceğim bir şeyler vardı ama merdivenlerden aşağı inerken unuttum.

PS: Okul başladı ya, saçmalayasım kaçtı. Dolayısıyla yazamıyorum.
PS2: Cihot'un çoraplarımı beğendiği gün hepinize tekila ısmarlayacağım bir de!
PS3: Ne ara 60 olduk lan biz? Gerçi bence okuyan sadece 3-4 kişi var da hadi neyse.

2 Ekim 2010 Cumartesi

Yokbaşlıkfalan

Ben mühendis olmak istemedim hiç. Dedim bari ekonomi falan okuyayım da en azından yönetici falan olurum. Hani cıvıltılı yoğun bir iş hayatı falan... Pazarlama falan iyi gelir gibisinden düşünceler.

Ama sanırım onu da yapmak istemiyorum. Yani bir kez daha karar değiştirmiyorum da, şöyle sanatla ilgili bir şey okusaydım iyi olurdu ya. Yeteneğim olduğundan değil de, işin teorik yanını öğrenmek istediğimden. Hem ahkam kesmekten de hoşlanırım öyle böyle, olurdum işte bir eleştirmen, dur durak bilmeden konuş sonra.

Bu hayaldi, hayatın gerçekleri, bendeki cesaret eksikliği bir de birazcık gelenekçi baba derken en sonunda ekonomi de karar kıldık ama oralardan bir yerlerden fışkıran bir VA isteği var içimde.

29 Eylül 2010 Çarşamba

Gel gel sarışınım gel~~

Ya bu exchange'ler ne iş be?

Ya okula doluşmuşlar sarışın sarışın... Gel de kafayı yeme sonra. İnsanı yoldan çıkarır ciddiyim bunlar...

Tam da yeni odamızda edepli edepli Iron Man 2'i insin de izlesek diye beklerken, bir mola verelim dedik cam kenarında. Hay vermez olaydık, tam çaprazda müthişbir sarışın gülümseme 'sevgili' bir Türk kızı tarafından yutuluyor.

Lan!

Daha kaç gün oldu okul açılalı? 2, 3? Nasıl becerdin sen o müthiş yaratığı tavlamayı kızım ya? Ya kız öyle ahım şahım bir şey değildi, ama anlaşılan yetenekli bir ablaymış kendisi...

O zaman biraz QAF zamanı ne diyeyim...

PS: Birisini tavlamaya çalışırken tam bir maymun oluyoruz aslında.

21 Eylül 2010 Salı

Yaoi?




















Eğer bunlar erkekse, biz kadınlar olarak ne oluyoruz?

Yok kesin kararlıyım, alacağım bunlardan bir tane kendime "pet" olarak. Koy kafese besle, insan değil yavrum bunlar.

Hayır yaoi'nin neden yaygın olduğunu anlamak zor değil. Bizim erkeklerde böyle olsa, ben de isterdim ki, hepsi gay olsun.

18 Eylül 2010 Cumartesi

Pet? Farm? Arrrh...

Ya biri şu facebook oyunlarını alsın elimden lütfen.

İki dakka da hemen ezmeyin düşüncelerinizle. Oyunlar çok basit, kolay ve tekdüze olabilirler ama bu bağımlılık yaptığı gerçeğini değiştirmiyor. Özellikle benim gibi taktı mı tam takanlardansanız kurtulmanız da mümkün olmuyor.

Canım sıkıldı geçen gün (aman ne büyük sürpriz), oturdum oyundaki bir elbiseyi çizdim. Sonra gittim bunu oyunu oynayanlara gösterdim. 10$ ödediler lan. Hani elimde tablet'im olsa günde 10 tane resim çizerdim sanırım. Mouse ile biraz fazla uzun sürüyor.

{Bir de birisi bana hatırlatsın, ben neden ekonomi okuyacaktım? }

Şimdi tek umudum ne biliyor musunuz? DC'nin online oyunu çıkacakmış ya, belki ona sararım da facebook oyunlarından kurtulurum.

Sonum hayrola.

Ve evet içimde pek de gizli olmayan bir nerd var.

22 Ağustos 2010 Pazar

Maksat Procrastination


Birisi bana neden yaz okuluna kaldığımı hatırlatsın! Yeter, istemiyorum ders çalışmak özellikle millet orada burada eğlenirken. İnsanlar akşamki buluşmalarına hazırlanıyorlar ben ise finallere. Olmaz. Haksızlık. Yazık.

Ve gördüğünüz gibi konsantrasyon 0. Hayır, bir saatliğine kafamı verebilsem sorun kalmayacak halledeceğim ama yok olmuyor işte. Şu an temizlik yapmak bile daha ilgi çekici ve heyecanlı geliyor.

Yurdun gözünü seveyim be ya. Orada en azından ders çalışmaktan benim gibi daralan bir sürü insan aynı anda mola verip aynı anda bir gazla devam edebiliyorduk derslere.

Özledim.

Özledim ve özlemeye devam da edeceğim. Israrlı çabalarımın da etkisiyle, mükemmel bir yurt hayatının içine sıçtık hep beraber gibi sanki. Korkuyorum açıkçası şu an gelecek okul döneminden. Fazla belirsiz benim için. Ne beklemem gerekiyor, nasıl davranmam gerekiyor. Hepsi muallak.

Ve evet, ders çalışmak ruh halimin içine ediyor kesinlikle. O nedenle saçmalıyor da olabilirim yani. Maksat procrastination zaten~!


20 Temmuz 2010 Salı

Karalama~!

Özledim be blog seni. Sağ olsun yaz okulu falan derken boş vaktim kalmadı neredeyse. Gerçi yazacak öyle fazla canlı olaylarım da olmadı son zamanlarda. Söveceğim insan da kalmadı. Öyle sürüklenip gidiyoruz işte.

Tamam, girizgâhı yaptım ama gerisi ne olacak hiç bir fikrim yok. Hadi bakalım tuşlara kuvvet.

Ya hani başına mükemmel bir olay gelir ama anlatamazsın ya kimselere. Al işte ondan yaşıyorum şu an. Bağırıp çağırmak istiyorum başardım yaptım diye. Yok olmuyor. Ancak fısıldıyorum. Şimdi bunu okuyan pek sevgili arkadaşlarım, söyleyebilecek duruma gelince hepinize söyleyeceğim zaten. Sorup soruşturarak karalar bağlatmayın beni.

İçimdeki Polyanna diyorki, keşke biraz daha fazla tolerans gösterebilseydik birbirimize karşı. İşte buraya bin tane toleransla ilgili laf sıkıştırın. O değil de kendimle inanılmaz bir seviye de çelişeceğim ama inci yazarları bi sie yani. Hani en baştan beri hoşlanmıyordum zaten ama yeter artık. Vandalizm alanında çığır açtınız tebrikler, şimdi gidin, kendinize bir hayat edinin. (Kesinlikle İngilizcesi kulağa daha güzel geliyor: Go! Get a Life! )

Aslında ne diyecektim ben? Yemek yemeğe gittim, geldim ve unuttum.

Birisi bana insanların dekolteden neden bu kadar çok etkilendiğini açıklasın kardeşim. Bene etkilenmiyorum karşımdaki erkek bağrını gözler önüne serince. O da et, bendeki de et.

Aslında bir ara elflerle ilgili bir yazı yazacağım ama artık ne zaman gelirse ilham. Güzel bir yazı olsun istiyorum.

“Kırmızışın”, “kirmizisin” olarak yazıldığında “kırmızısın” olarak algılanabiliyormuş. Üzüldüm resmen.

Sanırım kafam fazla karışıkmış ki, bu kadar dağıldı aslında olmayan konumuz. Son olarak “Queer as Folk” izleyin!

12 Şubat 2010 Cuma

Hoşgeldim Yazısı

Aslında çok gereksiz görürüm bu hoşgeldim yazılarını, ama artık adet olmuş nedense, ben de adeti uygulıyım. Şimdi, lafı fazla uzatmanın gereği yok, efendim, bu blogun amacı bizim yeni başladığımız İstanbul turlarının komik olaylarını, keşfettiğimiz yeni yerleri insanlarla paylaşmaktır. Hiç kimse okumasa bile sonuçta, ilerde biz hafızamızı tazelemek için bir daha okuruz ve biz güler eğleniriz anılarımız içinde.

Size de bana da iyi eğlenceler~!

Gitmeden bunlara da bir bak