Gelecek.
Depresifim ya, bıraksan sabaha kadar yazarım durmadan.
Korkuyorum büyümekten, okulun bitmesinden, iş hayatından. Geceleri kabus görmeme sebep olucak kadar korkuyorum. Seçimlerimin beni mutlu edip etmeyeceği korkusu. Ya yanlış seçimlerse.
Hem sonra arkadaşlarıma ne olacak? Hayatımın demirbaşları hala hayatımda mı olacak?
Korkuyorum, korkutucu.
O kadar ki, kelimelerle anlatamıyorum.
Best Regards;
Kırmızışın
I am not Alone
I am scared of the Monsters in the Dark etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
I am scared of the Monsters in the Dark etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Şubat 2011 Çarşamba
23 Ocak 2011 Pazar
Kafamdaki Tilkiler
Blog'a kendimce ara verecektim aslında. Karar verme aşamasındaydım bir nevi. Kimliğimi tamamen gizleyerek yeni bir blog mu açsam diye düşünüyordum. Tamam, şimdi de bas bar bağırmıyorum ama sorun da zaten internetten insanların öğrenmesi değil her şeyi. Umrumda bile olmaz aslında, tanımadığım biri hakkımda her şeyi bilse. (no offense) Sorun bir çok arkadaşımın bu blog'u bilmesi birazcık. Okuması. Üzerine düşünmesi.
Öğrenmelerini istemediğim şeyleri öğrenmeleri falan. Bilmiyorum işte öyle sıkıntılar. Eminim bütün blog yazarları düşünmüştür bu konuda. Kimliğimizi saklayınca saklanmış mı oluyoruz aslında, yoksa özgür mü? Derken, aslında bu bir başka tartışma konusu benim derdim benimle.
Yarın aslında bir "date"im vardı benim. İptal ettim. Bilmiyorum içimden gelmedi pek, dışarı çıkmak. Evet, babaanne modlarındayım.
Aslında sorun şu ki, hastalık final dönemi derken fazla yorulmuşum. Başkasını mutlu etmeye çalışmaya, anlamaya pek bir vakit harcayasım yok. Bencildim, bencillik katsayım arttı. İçime kapanayım istiyorum. Hah işte bu mod ile benim asabiyet sorunum birleşince ortaya çıkan şey hiç hoş olmadı.
Sinir sorununa değinmiştim bir ara. Normalde pek şeker bir insanım aslında. Öyle gülümserim falan sürekli, depresif bir insan hiç değilim mesela. Ama gel gör ki, en ufak, saçmasapan bir şey beni sinirden delirtebilir. Geek'lik yapıp şöyle açıklıyorum durumu, süper güçlerim olsaydı, geçen gün arkadaşım aradığım zaman telefonunu açmadığında dünya 2012'yi göremeden yok olmuş olurdu.
Sorun ne? Bir anda aşırı sinirlenmem. Yarım saate ciddiyim bir şeyim kalmıyor ama o yarım saatte neler neler yaptım ben. Arkadaşlıklarımı mı bitirmedim, gereksiz yere tokat mı atmadım (Çocukken, direkt tekme tokat dalıyormuşumda, şimdi sıfatım hanımefendi ya ayıp oluyor. ) , elime ilk gelen teknolojik aleti mi parçalamadım falan filan... Böyle sinirlenince sadece bir şeyleri kıran döken insanlardan olsaydım keşke. Temiz. Ne bok yemeye alıyorsun uzun vadeli kararlar değil mi?
Ciddiyim, uğraşıyorum o yarım saati kazasız belasız atlatmak için. Olmuyor. Yarım saat boyunca derin nefes almayı denedim. Daha da sinirlendim. Bir kadeh her şeyi yatıştırır dedim, duygularım katlanarak arttı. Yazayım dedim, sinirimin sebeplerini sağlamlaştırıp işi uzattım. Dizi/film izleyeyim dedim, bilgisayarı kırıyordum. Bir kaç kişi dinlendirici mutlu edici müzik dinle dedi. Her şarkı sözü daha da battı. Hay bin şeytan! Hah, şimdilerde resim yapmayı deniyorum. Resim yaparken sinirlenmediğim sürece iyiyim gibi. Geçen pek sevgili F kalemimin ucu ard arda 3 kez kırılınca deliriyordum resmen. İçime şeytan kaçıyor bence sorun bu aslında, peki nerede benim Constantine'im, Sam&Dean'im? Ya da Pandora'nın kutusundan benim payıma düşen wrath olmuş.
Nereden geldik biz sinir konusuna onu da bilemedim de geri dönersek aslında olmayan konuya. Farkettiyseniz, klavyenin götürdüğü yere git modlarındayım biraz. Olsun kafamda kalıp, beynimdeki gereksiz tilkilerden biri olacağına, içimden kusmuş olayım. Kafam rahatlamış oldu en azından biraz.
Dışarı çıkmak içip dağıtmak istiyorum aslında bir kaç zamandır fazla kontrollüydüm. Öte yandan dışarı çıkmak istemiyorum çünkü yeni iyileştim çünkü yeniden hasta olmak istemiyorum. Bir de eski defterleri açasım var. Çok eskilerini, daha yenilerini. Ama ne olursa olsun açılmaması gerekenleri. Alkole güvenemiyorum açıkçası kanımdaki. Şerefsiz arkadaşlarıma da güvenemiyorum ki, ne zaman uyarsam beni fazla içirmeyin diye, onlar ısmarlıyorlar içkileri. Hayır, telefonumu versem sahip çıkmaları için. İnternet var. Numaralar ezberimde.
Bir de gereksiz yere çevremden artık single olmasan baskısı görüyorum. Rahat bırakın lan beni. İlişki sevmiyorum belki, ya da ne biliyim ilişkiler beni sevmiyor.
Bu kadar kafanızı ütüledikten sonra ben kaçarım.
Sevgilerle;
Kırmızışın
Yarın aslında bir "date"im vardı benim. İptal ettim. Bilmiyorum içimden gelmedi pek, dışarı çıkmak. Evet, babaanne modlarındayım.
Aslında sorun şu ki, hastalık final dönemi derken fazla yorulmuşum. Başkasını mutlu etmeye çalışmaya, anlamaya pek bir vakit harcayasım yok. Bencildim, bencillik katsayım arttı. İçime kapanayım istiyorum. Hah işte bu mod ile benim asabiyet sorunum birleşince ortaya çıkan şey hiç hoş olmadı.
Sinir sorununa değinmiştim bir ara. Normalde pek şeker bir insanım aslında. Öyle gülümserim falan sürekli, depresif bir insan hiç değilim mesela. Ama gel gör ki, en ufak, saçmasapan bir şey beni sinirden delirtebilir. Geek'lik yapıp şöyle açıklıyorum durumu, süper güçlerim olsaydı, geçen gün arkadaşım aradığım zaman telefonunu açmadığında dünya 2012'yi göremeden yok olmuş olurdu.
Sorun ne? Bir anda aşırı sinirlenmem. Yarım saate ciddiyim bir şeyim kalmıyor ama o yarım saatte neler neler yaptım ben. Arkadaşlıklarımı mı bitirmedim, gereksiz yere tokat mı atmadım (Çocukken, direkt tekme tokat dalıyormuşumda, şimdi sıfatım hanımefendi ya ayıp oluyor. ) , elime ilk gelen teknolojik aleti mi parçalamadım falan filan... Böyle sinirlenince sadece bir şeyleri kıran döken insanlardan olsaydım keşke. Temiz. Ne bok yemeye alıyorsun uzun vadeli kararlar değil mi?
Ciddiyim, uğraşıyorum o yarım saati kazasız belasız atlatmak için. Olmuyor. Yarım saat boyunca derin nefes almayı denedim. Daha da sinirlendim. Bir kadeh her şeyi yatıştırır dedim, duygularım katlanarak arttı. Yazayım dedim, sinirimin sebeplerini sağlamlaştırıp işi uzattım. Dizi/film izleyeyim dedim, bilgisayarı kırıyordum. Bir kaç kişi dinlendirici mutlu edici müzik dinle dedi. Her şarkı sözü daha da battı. Hay bin şeytan! Hah, şimdilerde resim yapmayı deniyorum. Resim yaparken sinirlenmediğim sürece iyiyim gibi. Geçen pek sevgili F kalemimin ucu ard arda 3 kez kırılınca deliriyordum resmen. İçime şeytan kaçıyor bence sorun bu aslında, peki nerede benim Constantine'im, Sam&Dean'im? Ya da Pandora'nın kutusundan benim payıma düşen wrath olmuş.
Nereden geldik biz sinir konusuna onu da bilemedim de geri dönersek aslında olmayan konuya. Farkettiyseniz, klavyenin götürdüğü yere git modlarındayım biraz. Olsun kafamda kalıp, beynimdeki gereksiz tilkilerden biri olacağına, içimden kusmuş olayım. Kafam rahatlamış oldu en azından biraz.
Dışarı çıkmak içip dağıtmak istiyorum aslında bir kaç zamandır fazla kontrollüydüm. Öte yandan dışarı çıkmak istemiyorum çünkü yeni iyileştim çünkü yeniden hasta olmak istemiyorum. Bir de eski defterleri açasım var. Çok eskilerini, daha yenilerini. Ama ne olursa olsun açılmaması gerekenleri. Alkole güvenemiyorum açıkçası kanımdaki. Şerefsiz arkadaşlarıma da güvenemiyorum ki, ne zaman uyarsam beni fazla içirmeyin diye, onlar ısmarlıyorlar içkileri. Hayır, telefonumu versem sahip çıkmaları için. İnternet var. Numaralar ezberimde.
Bir de gereksiz yere çevremden artık single olmasan baskısı görüyorum. Rahat bırakın lan beni. İlişki sevmiyorum belki, ya da ne biliyim ilişkiler beni sevmiyor.
Bu kadar kafanızı ütüledikten sonra ben kaçarım.
Sevgilerle;
Kırmızışın
- PS: Bir gün size normalde verdiğimden ters cevaplar verirken görürseniz beni, özellikle gülümsemiyorsam, kaşlarım çatıksa, derin derin nefes alıyorsam sinirliyimdir. Yatıştırmaya yönelik yapacağınız her şey beni sadece daha da çok sinirlendirecektir. Ne yazık ki, haklı olsanızda size hak vermeyeceğimdir. 15dk sonra gönül rahatlığıyla görüşebiliriz ama.
- PS2: Şu başlık bulma olayı beni ne kadar sinirlendiriyor bir bilseniz! Taslaklarım bitmiş yazılarla dolu desem.... Yani saçma başlıklar, ilgi çekmek istememden değil beceriksizliğimden.
- PS3: Bem 50X70cm'e bir portre çizemiyorum doğru düzgün adam oyuncak bebekler üzerinde harikalar yaratıyor. http://noeling.deviantart.com/
17 Ocak 2011 Pazartesi
Yine hasta ben...
Bilmiyorum dersleriniz ne durumda falan. Ama benim hep iyiydi şu ana kadar.Yani zeki kızdım, çok çalışmazdım hallederdim bir şekilde. Çok fazla sallamadığım, boşladığım sınav oldu. Yeri geldi işte curve'e güvendim, yeri geldi diğer notlarıma. Sallamadığım zamanlarda bile hep benim seçimimdi. Biliyordum, bir kez okumam yetecekti. Okumak derken, göz gezdirmekten bahsediyorum. Evet, zekiyim demiştim.
Birazdan dünyanın en saçma sapan dersinin make-up finaline gireceğim. Sanki keyfimden kaçırmışım ilk finali gibi bir de üstüne sözlü yapacak. Hadi normalde o bile sorun olmaz da, şu an insanlar adın ne diye sorunca bile ebliyorum resmen. Beynimi almışlar içini samanla doldurmuşlar sanki.
Grip geçti. Tam rahatladım. Başım dönüyor, midem bulanıyor. Hadi bir daha doktora sorun neymiş: İlaçların yan etkileri.
Salla diyorum kendi kendime sürekli. Önemli değil şu sınavlar falan. Yok olmuyor. Bunca seneden beri programlamışlar içime, kötü not alamazsın sen diye.
Dışarıdan baksan, dünyanın en rahat insanıyım sınavlar konusunda. Hiç sallamıyorum sanki. Yok be güzelim, sallıyorum da, içimden.
Mızmızlanasım var çok feci. Herkes sınava çalışıyor. Yazıktır milleti rahatsız etmiyeyim diyorum. Sustum. Zaten tam ağzımı açıcam, onlar mızmızlanmaya başlıyorlar.
10 günden fazladır hasta olunca insan iyice bir de depresifleşiyor. Hava da sağ olsun, çok iç açıcı.
Pes etsem mi, etmesem mi?
Uyumak istiyorum sadece, uyumayı sevdiğimden değil, uyumaya ihtiyacım olduğundan.
Birazdan işte sözlüye gireceğim. En azından 10 dakikada bitecek. I don't know. I don't know. Bla bla bla. I don't know.
Birazdan dünyanın en saçma sapan dersinin make-up finaline gireceğim. Sanki keyfimden kaçırmışım ilk finali gibi bir de üstüne sözlü yapacak. Hadi normalde o bile sorun olmaz da, şu an insanlar adın ne diye sorunca bile ebliyorum resmen. Beynimi almışlar içini samanla doldurmuşlar sanki.
Grip geçti. Tam rahatladım. Başım dönüyor, midem bulanıyor. Hadi bir daha doktora sorun neymiş: İlaçların yan etkileri.
Salla diyorum kendi kendime sürekli. Önemli değil şu sınavlar falan. Yok olmuyor. Bunca seneden beri programlamışlar içime, kötü not alamazsın sen diye.
Dışarıdan baksan, dünyanın en rahat insanıyım sınavlar konusunda. Hiç sallamıyorum sanki. Yok be güzelim, sallıyorum da, içimden.
Mızmızlanasım var çok feci. Herkes sınava çalışıyor. Yazıktır milleti rahatsız etmiyeyim diyorum. Sustum. Zaten tam ağzımı açıcam, onlar mızmızlanmaya başlıyorlar.
10 günden fazladır hasta olunca insan iyice bir de depresifleşiyor. Hava da sağ olsun, çok iç açıcı.
Pes etsem mi, etmesem mi?
Uyumak istiyorum sadece, uyumayı sevdiğimden değil, uyumaya ihtiyacım olduğundan.
Birazdan işte sözlüye gireceğim. En azından 10 dakikada bitecek. I don't know. I don't know. Bla bla bla. I don't know.
19 Eylül 2010 Pazar
Lets Not Fall In Love~!
Kim korkuyor lan aranızda aşık olmaktan? Ben korkuyorum. Hem de ölümüne korkuyorum. Aşık olmadım mı hiç? Cidden oldum. Ben ona resmen aşığım diye gezindim ortada uzunca süre, hatta arkamda kanatlarım falan da vardı. Bildiğim tam takım gittim aşka. At gözlükleriyle modifiye edilmiş pembe gözlüklerim bile vardı benim.
Ayağım bir çakıl taşına takıldı. Gözlükler gözümden fırladı. Gördüğüm pembe rüyalar o kadar da pembe değilmiş aslında. Ama gözlüklere alışmış gözüm, göremedi gözlüksüz önce. Yavaş yavaş alıştı gözlerim dünyaya pembesiz bakmaya. Meğer her şey iğrenç bir griymiş. Pembenin arkasına saklanmış.
Aynı şeyler bir daha yaşanmasın istiyorum. O pembe gözlükleri hiç takmayayım istiyorum. O gözlükler gözümden düştüğündeki şokla hiç karşılaşmayayım ben.
Kendini kaptırmadan aşık olanlar varmış. Onlar nasıl yapıyorlar? Yok onlar gerçekten aşık değilse, kendini kaptırmak aşkın bir parçasıysa, peki onların hissettikleri ne? Onlar hayal kırıklığı yaşamazken, kendini parça parça olmuş hayaller arasında bulan aşıklar mı daha mutlu?
Sevmiyorum aşk, mantığın önüne geçsin. Saçma kararlar aldırsın bize. Saçma bir duygu yüzünden, aylarım ziyan olsun hiç istemiyorum.
Salaklıklarımın, bahanesi olarak ama aşığım demek hiç istemiyorum.
Aşığım diye, arkadaşlarımın dediklerini kulak ardı etmek hiç istemiyorum.
Ama en korktuğum şey, bu bildiklerimi aşık olunca uzaylılar söylemiş gibi davranmak.
Aşka gözü açık gitmek istiyorum ben!
15 Eylül 2010 Çarşamba
Don't You Cry Tonight...
Birisi bana şu aralar en sevdiğim şarkıları sorsa en önce bön bön bakıyorum. Ardından eee mee ııı sesleri gelir. Karşımdaki bu sefer türü sorar ben cevap verebileyim diye, daha beter ee mee ııı gelir. Nedeni müzik dinlememem değil, sürekli değişen zevkime beynimin ayak uyduramamasıdır. Ama aslında bir iki dakika geçince cevabım hazırdır.
{ Müzik zevkim değişken. Ama klasik müziğe her daim kapım açıktır. Öyle entellik olsun diye söylemiyorum ama severim klasik müziği gerçekten. Gıy gıy gıy olanları da var ama, genel olarak güzeller işte ya. Özellikle cover'ların tadı ayrı oluyor (Canon Rock ve de Rude Boy'a bir bakın derim, ikisi de çok popüler iki farklı tür cover.). }
Her neyse, aslında birileri en sevdiğim şarkıyı sorsa gelmiş geçmiş, çat diye verirdim cevabı: Don't Cry~!
Ya, kabul etmek lazım şarkı güzel. Guns N' Roses'ı zaten severim. Ama "Don't Cry" ın yeri ayrıdır.
Hani salak bir şarkı aklına bin tane anı getirir. Birden sersem olursun. O anda değil, geçmişte yaşamaya başlarsın. İşte Don't Cry'ın bana etkileri bunlar.
Genelde kaçıyorum ben bu en sevdiğim şarkıdan. Axl başladı mı, "Talk to me softly" demeye ben toz oluyorum genelde. Ama bazen olmuyor, geliyor yüzüme tokat gibi çarpıyor bu şarkı bilmem kaç sene öncesinin anılarıyla birlikte.
Sanırım yaşlı kızkurusu haline geldiğimde bile atamayacağım bu şarkının etkisini üzerimden. O nedenle vasiyetim olsun cenazemde şerefime tekila shot atarken, fon müzikte "Don't Cry" olsun.
PS: Anlaşılan dinlemek zorunda değilmişim şarkıyı. Düşünürken de dinlemiş kadar oldum zaten.
PS2: Ölüm demişken, hep beraber aşağıya gitmeye karar verdik. Duyduk ki, yukarıda sadece din adamları ve veletler varmış. Partiye bekleriz.
14 Eylül 2010 Salı
Suluelma? Merinos?
Benim sevgili lurker okuyucularım~! Şimdi ya geçen günlerde dedim ya moralim bozuk uzak kalıyorum diye. Moralim düzeldi sayılır da, araya tatil falan girdi, birazcık soğudum buradan o arada.
Ya insanların varlığını yoklukların da anlıyorsun ya, şimdi benim bu kış iki tane yakın arkadaşım Almanya yolcusu. Merinos'u özleyeceğim orası kesin, ehh kendisi resmi modelim olur. Ama sevgili suluelma'mı ne kadar özleyeceğimi tahmin bile edemiyorum.
Hani herkesin hayatında bir arkadaşı olur ya, arasın çıkarsın kafa dağıtırsın. Suluelma o işte. Son dakika ararım, o da tembel kıçını kaldırır ve benim tamamen bencilce isteğime uyarak can sıkıntımın geçmesini sağlar. Sanmayın kendisi ile konuşulmaz ciddi şeyler. Konuşulur orası ayrı.
Ya insanların varlığını yoklukların da anlıyorsun ya, şimdi benim bu kış iki tane yakın arkadaşım Almanya yolcusu. Merinos'u özleyeceğim orası kesin, ehh kendisi resmi modelim olur. Ama sevgili suluelma'mı ne kadar özleyeceğimi tahmin bile edemiyorum.
Hani herkesin hayatında bir arkadaşı olur ya, arasın çıkarsın kafa dağıtırsın. Suluelma o işte. Son dakika ararım, o da tembel kıçını kaldırır ve benim tamamen bencilce isteğime uyarak can sıkıntımın geçmesini sağlar. Sanmayın kendisi ile konuşulmaz ciddi şeyler. Konuşulur orası ayrı.
İşte ben, bencil bir kediyim. Dünyanın kendi etrafımda döndüğünü düşünüyorum falan. Benim etrafımda dönmediği zamanlarda da üzülüyorum, sıkılıyorum. Yetmiyor kaçarak uzaklaşıyorum.
Ama bencil olduğum kadar da kediyim. Yanımda insan istiyorum. Suluelma'm yokken ortalıkta kime geçicek tribim benim? Kim çekecek nazı mı? Ulan zaten azıcık insan bıraktım çevrem de (yanlış anlaşılmasın o az insanla mutluyum aslında), ama onlar da elimde olmayan sebeplerle uzaklaşınca ne olacak?
Yalnız kalmam da, yine de o çekirdek arkadaş grubum değişmesin istiyorum. Sonuçta bir nevi sığınağım onlar benim. Maceralarımdan yorulunca, kaçtığım güvenli sığınaklar onlar.
Ya bu da öyle acınaklı bir yazı oldu.
PS: Alının lan üzerinize tipintoşlar~!
24 Ağustos 2010 Salı
Dipnot
Ben şimdi biraz(!) mutsuz oldum. Bir kaç gün boyunca yaptıklarımdan sorumlu değilim. Yani zorlamayın beni modu birazcık. Moralim düzelince görüşürüz.
Bari yaz okulunun bittiğine sevinseydim adam gibi be!
13 Haziran 2010 Pazar
A.Q.
Blame it on the girls who know what to do
Blame it on the boys who keep hating on you
Blame it on your mother for the things she said
Blame it on your father but you know he's dead
Blame it on the boys who keep hating on you
Blame it on your mother for the things she said
Blame it on your father but you know he's dead
......
Çok sinirliyim şu anda. Zaten yazılarımın çoğunu sinirliyken yazdığım için aslında pek bir farkı yok diğerlerinden. Sadece bu yazı benimle ilgili değil pek. Normalde dikkat ederim aslında burada kullandığım dile ama yazının ilerisinde küfürlerle karşılaşacaksınız kuvvetli ihtimalle benden söylemesi.
Lise ilişkilerinden her zaman nefret etmişimdir. Kızlar fazla salak erkekler fazla maço oluyorlardı kannımca. Genelleme yapmış oldum en büyüklerinden ama benim gördüklerim hep böyleydi. Şimdi, benim bir erkek kardeşim var. Adam gitmiş bir tane kız bulmuş kendine. Orospunun teki. Hatun birileriyle sırf yalnız kalmamak adına beraber oluyor. Kendisini de ne bulunmaz Hint kumaşı sanıyorsa, sürekli "Şunu yap yoksa ayrılırız triplerinde." Pek benzemeyiz birbirimize ama huyumuz benzer aslında özünde. Adam kestirip atmış. Ayrılalım o zaman. Boşta kalan hatun hemen lise modunda yarın beni göremezsen suçlusu sensinden başlayarak bütün klişeleri sıraladı. Malum adam daha pek toy. Acıdı kıza en sonunda. Yeniden çıkmaya başladılar öyle.
Ama hatun orospu işte. Eski erkek arkadaşıyla hala görüşüyormuş anlaşılan. Sanırım kendi kafasında ikisini de elinde tutmaya çalışıyormuş ama o işler lisede yürümediğinden hatun sadece iki çocuğu birbirine düşman etmeyi başarmış
Bugün de sevgili kardeşim bir partiye gitti. Çocuk da oradaymış. Çıkışta 10 kişi, kardeşime dalmışlar. Bir güzel de benzetmiş orospu çocukları. Sahipsiz mi sandınız ulan? Bizimki en azından akıllı polis amcalara sığınıvermiş. Şimdi karakolda bekliyor. Annemler yolda, gece trafiğine yakalanmışlar. Ben eve yeni döndüm. Sinirden yerimde duramıyorum.
Erkek arkadaşlarımla konuştum, normal diyorlar, abartılacak bir şey yok. Ama ben o kadar masum bakamıyorum olaylara. Sevindiğim tek konu, çocuklar 18'den büyükler de, dava açılınca sicillerinde kalacak leke olarak. İş bulamasın piçler. Elbette geçecek kardeşimin morlukları ama sildirin sıkıyorsa o lekeyi sicilden gerzekler. Gerçi bunlar zengin piçleri, bulurlar bir yolunu ama en azından ailenize açıklamaya çalışın bakalım durumu. Tabii ki, bir de okula.
Aslında kavgaya karşı değilim çok fazla, eşit iki insan arasında sayılar eşit olduğu sürece en azından olabilir diyorum da, böyle bir kişinin üzerine çullanmak bence erkeklik değil.
Son olarak geçen facebook'ta mükemmel bir küfürle karşılaştım. Onunla bitirmek istiyorum bu yazıyı.
"Seni doğuran ananın-babanın amını/götünü 300 tane eşşek siksin ard arda hemde~!"
PS: Normalde sevmem pek anaya/babaya giden küfürleri ama bu sefer onları da suçluyorum. Seçkin bir aileyim diye hava atıyorsun ama oğlun defolu haberin yok.
PS2: Kız için ise, umarım en kısa zamanda biri siker de belki hatun doyar diyerekten iyi dileklerimi sunuyorum.
25 Nisan 2010 Pazar
Family Portrait~!
bir aslan miyav dedi
minik fare kükredi
fareden korktu kedi
kedi pırr... uçuverd
minik fare kükredi
fareden korktu kedi
kedi pırr... uçuverd
.....
Blog'u alma amacım ile şimdiki kullanma amacım o kadar farklı ki. Keşke hep ilk bir kaç yazı gibi devam edebilseydi. Ama sevgili yazma isteğim, ancak ve ancak sinirli ya da üzgün olduğum anlarda geliyor anlaşılan. Bu aslından hayatımın bir dönemine ve iki insana veda mektubum gibi bir yazı olacak. Keşke başka türlü sonuçlansaydı olaylar.
Sevgili Daddy'im, zaten yavaş yavaş kopup gittin hayatımdan. Öyle farkettirmeden çektin kendini geriye. Ben farketseydim keşke durumun ne kadar ciddi olduğunu da, daha önceden bir önlem alabilseydim, en azından olayları sindirebilecek zamanım olurdu. Keşke çaba gösterseydin birazcık daha... Kızın olarak değmez miydim uğraşmaya? Olayların şu anki durumu yeterince cevap oldu sanırım. Ama keşke, bir kez olsun olayları akışına bırakmayıp bir şeyler yapsan sevgili Daddy'im... Bu da son Daddy deyişlerim olsun sana...
Daddy varsa bir de Mommy vardır elbette. Kocaman mutlu bir aileydik bir zamanlar. Çok eskide değil aslında, ama çok yıprandık, çok antik geliyor mutlu olduğumuz zamanlar. Sana kızgınım Mommy, hep haklı çıkarmaya çalıştım seni, hep en çok seni sevdim, hep en önce seni düşündüm. Beni sürekli hayal kırıklığına uğrattığın için kızgınım sana Mommy. Daddy'i aldığın için benden, kırgınım sana. Beni yalnız bıraktığın için üzgünüm. Ben seni çok yalnız bırakmış olabilirim, çok kırmış olabilirim, ama Mommy, sen hiç bana güvenmeyi denemedin ki, hep başkalarını soktun aramıza. Hep bir duvar ördün. Hep başkalarının yardımına güvendin, hep başkalarından yardım istedin. Sonunda ne kendine yardım edebildin, ne bana; ne de benim sana yardım etmeme izin verdin.
Suçlusun Mommy. Kesinlikle söyleyebileceğim tek şey bu. Sana bir çok son şans verdim, değerlendirmedin hiçbirini. Hatta değerlerini bilemedim. Dedim sana Mommy, ben her zaman olmayabilirim yanında eğer böyle davranırsan, değiştirmedin hiç bir şeyi iyi yönde. Aksine sürekli biraz daha sıkıntı biraz daha sıkıntı.
Kusura bakma Mommy, kaçmam lazım. Eskiden olsa Daddy'e sığınırdım, onu aldın elimden. Artık ikinizden de kaçıyorum. Ne Mommy ne Daddy yoksunuz artık.
Açık kapı bırakamıyorum size, çok bıraktım daha önce, artık örümcek ağları var üstlerinde. Ama hala isterseniz minicik bir aralık var geçebileceğiniz, sizin kararınız kullanıp kullanmamak. Ama lütfen zarar vermeyin bana daha fazla. Umarım en azından o kadarcık sevgi kalmıştır içinizde bana karşı.
Ben hatalı olabilirim, ama hatam Daddy'yi ve Mommy'yi sevmek değildi. En azından bundan eminim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


